Rüzgar Enerjisi

RES Proje Geliştirme ve Saha Değerlendirme

Rüzgar enerjisi yatırımı kararı için en önemli parametre sahadaki rüzgar enerjisi potansiyelidir. Bu potansiyelin hassas ve detaylı bir şekilde değerlendirilmesi, karlı ve sorunsuz projelerin hayata geçirilmesi için gereklidir.

INORES ileri teknikleri kullanarak sahadaki rüzgar koşullarını belirler ve enerji üretiminizi en yüksek seviyeye çıkarmanız için gerekli analizleri projenizin kısıtlarını dikkate alarak gerçekleştirir.

Yatırımcılara, danışmanlık şirketlerine ve finans kurumlarına aşağıdakine benzer soruları cevaplamak için tecrübemiz, ileri teknoloji araçlarımız ve çözüm ortaklarımız vasıtasıyla 2010 yılında beri destek oluyoruz.

  • İlgilenilen bölgede veya sahada rüzgar enerjisi potansiyeli nerede yüksek ?
  • Sahayı en uygun şekilde temsil etmek için kaç adet direği hangi noktalara yerleştirmeliyiz?
  • Uzun dönem korelasyon için hangi veriyi ve korelasyon tekniğini kullanmalıyız ?
  • Yüksek enerji üretimi için türbinleri nereye konumlandırmalıyız ?
  • Türbin göbek yüksekliklerinde ortalama rüzgar hızı ve türbülans seviyesi nedir ?
  • Yüksek enerji üretimi ve sahaya uygunluk için hangi tip türbinleri seçmeliyiz ?
  • Rüzgar enerjisi santralimizin yıllık enerji üretimi (YEÜ) ne olacak ?
  • Proje belirsizliğini nasıl düşürebiliriz ?


CFD (Computational Fluid Dynamics) tabanlı saha değerlendirme hizmetlerimiz projenizin yıllık enerji üretimini daha hassas ve gerçekci hesaplamamızı sağlamaktadır. Bu tekniğin uygulanması konusundaki uzmanlığımızı  ve tecrübemizi projelerinize titizlikle yansıtıyoruz, sonuç olarak  ortaya çıkan daha düşük belirsizlik projenizin kredilendirilebilirliğini artırmakta ve risklerinizi azaltmaktadır. CFD yönteminin temel avantajları aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

  • Topografya etkilerinin gerçekci bir şekilde dikkate alınması nedeniyle daha hassas enerji üretimi hesabı
  • Akış modeli kaynaklı belirsizliğin azalması nedeniyle daha düşük toplam proje belirsizliği ve daha yüksek P90, P75 değerleri
  • Rüzgar kayması ve türbülans gibi parametrelerin daha hassas hesaplanması nedeniyle saha uygunluğunun gerçekci şekilde kontrolü.
  • Gelişmiş modellerle iz kayıplarının daha gerçekci olarak hesabı.
  • Akışın üç boyutlu hesaplanması nedeniyle, sadece göbek yüksekliğinde değil, rotor düzleminin tamamında akışın hesaplanması.


Karlı projelerin genelde kompleks sahalarda planlandığı göz önüne alınırsa Türkiye’deki RES projeleri için CFD yönteminin ayrı bir önemi vardır. Model kaynaklı belirsizliğin düşürülmesi ve yatırım riskinin azaltılması açısından CFD önemli bir araçtır.

 CFD Nedir ?

CFD hava gibi akışkanların davranışını hesaplamak için kullanılan nonlineer bir yöntemdir ve günümüzde bu amaçla kullanılan en gelişmiş tekniktir, havacılık ve otomotiv gibi diğer endüstrilerde uzun yıllardır güvenilir bir şekilde kullanılmaktadır. WindSim bu tekniğin rüzgar enerjisi ve saha değerlendirme alanında kullanımında bir öncüdür.

CFD yönteminin gücü aslında kendi yapısında bulunmaktadır. Akış davranışının temelini Navier-Stokes denklemleri adını verdiğimiz bir dizi nonlineer kısmi diferansiyel denklem oluşturmaktadır. Nonlineer karakterleri dolayısıyla bu denklemlerin çözümü zordur. CFD farklı endüstrilerde çeşitli akış problemlerinin çözümü için uzun yıllardır kullanılmış, güvenilir ve hassas sonuçlar verdiği kanıtlanmış bir yöntemdir.

Belirttiğimiz üzere rüzgarın üç boyutlu davranışını modellemek nonlineer bir problemdir. Sektör bazlı rüzgar karakteristikleri, türbülanslı lokal akışlar, değişken yoğunluk, sıcaklık etkileri, topografik etkiler ve pürüzlülük gibi parametreler birbirini etkilemektedir. Bu parametrelerin kombinasyonu ortaya nonlineer bir problem çıkarmaktadır ve bu tür bir problemin çözümü için yine nonlineer bir çözüm gereklidir, bugüne kadar yaygın olarak kullanılan WASP tabanlı lineeer metodlar yetersiz kalmaktadır.

Özellikle kompleks arazilerde, konvansiyonel WASP tabanlı lineer yöntemlere göre CFD yönteminin üstünlüklerini gösteren birçok çalışma bulunmaktadır. Bu konudaki en kapsamlı çalışmalardan biri bağımsız bir kurum olan DTU (Denmark Technical University) tarafından gerçekleştirilen ve kırktan fazla katılımcının çeşitli çözüm teknikleri kullanarak katıldığı “Bolund Experiment” deneyidir. Bu deneyin sonuçları göstermektedir ki CFD yöntemi lineer yöntemlere göre belirgin bir şekilde daha az hata ile ölçüm sonuçlarına yaklaşmaktadır. WindSim bu deneye katılan firmalar arasındadır ve hesapladıkları sonuçlar ile direk ölçümleri arasındaki fark yaklaşık %4-5 arasındadır. Bu testle ilgili detaylar ilgili web sayfasında görülebilir.

Daha fazla bilgi almak için lütfen hizmetlerimizi inceleyiniz ve bizimle iletişime geçiniz.